NLP Video: Sizi Ne Değiştirdi?

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Annesini Öldüren Bilkent’li Başak’ın yaşadıkları

Annesinin canına kıyan Bilkent'i başak'ın yaşadıkları

Annesinin canına kıyan Bilkent'i başak'ın yaşadıkları

Yılın son haberlerinden biriydi. “Bilkent’li Başak’a Müebbet” haberi çok üzücüydü. Annesi olan profesörü öldürmüş ama “ben bunu nasıl yaptım” diye de sorguluyordu.

Gerçekten böyle birşey olabilir mi? Farkında olarak bir kişi bir başkasını öldürebilir mi? Farkında olmadan nasıl gerçekleşebilir. Ancak bunu açıklamadan önce müebbet hapis cezasına çarptırılan Başak’ın şu sözleri çok dikkate değer.

“Cezaevinde, geçmişini gözden geçirme imkanı bulduğunu kaydeden Aydıntuğ, annesiyle arasında ne geçerse geçsin, onu sevdiğini ifade etti. ”Annesini kendisi kadar özleyecek bir insan daha olamayacağını bildiğini” dile getiren Aydıntuğ, ”Böyle bir olayı nasıl yapabildiğimi bilmiyorum. Ömür boyu pişman olacağım” dedi.

Olaydan kendisinin sorumlu olduğunu söyleyen Aydıntuğ, ”Temeli sağlam bir ev olmak istiyordum. Beni gökdelen olmaya zorladılar. Görünürde üç evin tek kızıydım ama bir tane bile ‘Yuvam’ diyebileceğim evim olamadı. Böylece iki arada bir derede kıvrandım durdum. Şimdi, bütün hayatım boyunca vicdanlı davranmış olmanın cezasını çekiyorum. Çok pişmanım” diye konuştu.”

Söylenen cümleler dikkatli olarak incelenirse çok önemli sonuçlar ortaya çıkabilir. “Bu olayı nasıl yapabildiğimi bilemiyorum” cümlesinden sonra “temeli sağlam bir ev olmak istiyordum, beni gökdelen olmaya zorladılar” cümlesi başarılı olmak için zorlanan çocukların hayatlarının nasıl değişebileceğini de gösteriyor. Anne dekan olduktan sonra zamanının büyük bir kısmını işine harcarken, kızı da annesi gibi olmamaya çalışıyordu belki de. Ama annesinin onaylaması da çok önemli sayılabilirdi. Annesi gibi olmamak ve annesinin onaylamadığı gibi olmamak arasında sıkışan Başak, yaşadığı baskıyı antidepresanlarla çözmeye çalışıken sıkışmayı biraz daha arttırdığınında farkında değildi.

Gökdelen olmak çok başarılı olmayı, anneyi geçmeye çalışmayı ifade edebilir. Ama onun gibi olmak istemeyen biri nasıl onun gibi olabilir ki? Bir tane bile yuvam diyebileceğim evim olamadı derken ise hasret kaldığı sevgiyi, sevgiyle dokunuşu ifade ediyordu. istediği sevgiyi alamadığını da bu cümlelerden kolaylıkla anlayabiliriz. “Yuvam” kelimesi küçük, sıcak, sevgi dolu bir evi hatta bir kulübeyi ifade ediyor olabilir.

En önemli cümle ise şu kelimelerden oluşuyor. Şimdi bütün hayatım boyunca vicdanlı davranmış olmanın cezasını çekiyorum. Annesini, ailesini ve arkadaşlarını üzmemeye çalışırken kendisini üzdüğünün farkına geç varmış sayılabilir. Belki hala farkına varmadığı onlara hayır diyememiş olduğu olsa gerektir. Hayır diyerek kendi yoluna devam edebilseydi, belki de bütün bunlar olmazdı. Ancak şimdi “kader” demekten başka bir seçenek kalmamış durumda zamanın geri döndürelememesi nedeniyle. Ancak aynı koşullar devam etse, bütün bunların olacağını bilse ve hayır diyemese yine de aynı sonuçlarla karşı karşıya kalması şaşırtıcı olmazdı.

Daha da dikkatli olarak bakıldığında öçldürme fiili gerçekleşirken kendinde değildi. Bu durumun gerçekleşmesi geçmişte söyleyemediklerinin, yaşadığı kötü tecrübelerinin, hissettiği olumsuz duygularının zihinsel kapaklarının hepsinin açılması ve ilacın da etkisi ile yaşadığı “trans” hali, bu olayın gerçekleşmesini sağlıyor. Eğer yaşadığı kötü tecrübelerin etkisinde ve hissettiği sıkışmadan kurtulabilse, bunların hiçbiri yaşanmayabilirdi. Aslında o anda öldürdüğü annesi değil kendisi idi denebilirse ozaman ortaya farklı bir sonuç ortaya çıkar. Kendisine davrandığı gibi annesine farkında olmadan davranan kişi, kendisini değiştiremediği için bir başka yol seçmişti farkında olmadan.

Kendisini zorlayan başarıya programlayan ve “kişiyi “otomatik portakal” haline getiren çevre için bu sonuçları yaşamak tabii ki çok acı. Geride kalanlar için önemli değişim süreçleri gerekiyor, hem de hemen ve başak için de tabii. Başak mahkeme kararı ile de sabit. Suçlu. Peki suçlu olan sadece o muydu?

Başak farkında olmadan Kişisel Kurtuluş Savaşını başlatmış ve sonuç çok da acı olmuş ve müebbet hapis ile sonuçlanmıştı. Bu isimle kitap yazanlar, hamasi bilgileri aktaranlar ortaya “Kişisel Kurtuluş Savaşınızı başlatın” diyenler, bu kanlı sonucu gördüklerinde gece rahat uyuyabilecekler midir? Bence benim kitabım çok sattı, paraları kazandım diye rahat rahat uyuyacaklarına eminim, ama ne rüya görürler onu bilemem.

Buradan çıkarılması gereken ders, çocukların anne veya babanın istediği olmaları değil, kendi istedikleri gibi, kendileri gibi olmaları en önemlisi. Bunun içinde hayır diyebilmek en başta geliyor. Ancak hayır diyebilmek için tek şart var karar verebilmek. Karar veremeyen, olmamaklar arasında sıkışan kişiler, algı seviyeleri yüksek ise, bağlantıları hizli kuracak zeka düzeyine dahiplerse zarar görmeleri kolaylaşıyor.

Lütfen çocuklarınıza kendilerini korumaları gerektğini öğretin, hatta kendinizden bile.

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Issız Adam Çağan Irmak’ın kadınları

Ada'm daha adamdan daha da ıssızsa?

Ada'm daha adamdan daha da ıssızsa?

Sonunda Issız Adam filmin gittim. Babam ve Oğlum filmini gözyaşları içinde sinemadan çıkanları gördüğüm için seyretmemiştim. Sadece Çağan Irmak’ı anlamak için Issız Adam filmini seyretmeye karar verdim.

Önce bir chat ekranı ve hareketin başlaması ve Galata Cihangir arasında yaşanan marjinal hayatın görüntüleri ile başlayan film kapılı bir yatak odasına iki erkek bir kadının girmesi ile başlıyor. İçeride bekleyen tanınmamak için gözlük ve şapka takan erkek ve içeriye giden bir kadın ve erkek. İçeride neler yaşandı bilemiyoruz ama sonrasında yaşananlara baktığımızda şiddet dolu seksin izlerini görüyoruz.

Bu ilişkiler hem günlük ve hem de para ödenerek yaşanan ilişkiler. Başrol oyuncusunun yaptığı işe çok uygun bu ilişkliler. Lokanta işleten bir kişinin hazırladığı yemekler de o anda alınan tat var ama ertesi gün yenenler vücuttan dışarı atılmak zorunda. İlişkiler de yemekler gibi günlük ve ücrete tabi. Adam zaten Issız Adam. Issız adam zaten ıssızdır ama filmin adı Ada isimli kızın ıssızlaşması sürecini anlatıyor gibi. Issız Ada’m diyor aslında Çağan Irmak, cinas kullanarak, marmara denizindeki Sivriada ve Menderes’in idamından sonra ıssızlaşan Yassıada gibi.

Bu anlamda film kadınlar için çevrilmiş durumda. Çağan Irmak için sinemanın Sezen Aksu’su diyebiliriz. Sezen Aksu’da kendi çektiği acıları şarkılarına aktararak aynı sonucu yaratıyor. Kadınları çaresizleştiren, tavır koymasını engelleyen ve Sezen Aksu bile acı çekiyorsa benim de acı çekmem çok normal diyerek acıyı normalleştiren kadınlar doğal olarak pasifleşiyorlar. “Lütfen karşıma çıkma görmeyeyim bir yerlerde” kadınların tavır göstermesini engelliyor mu? Engellemiyor mu? Ya da kadınları aşağılamıyor mu? Üzerinde düşünmek gerekiyor.

Film de aynı yapıda kurgulanmış durumda. Bir erkeğin zorlaması ile elde edilen kadın yine erkeğin kararı ile ayrılmak zorunda kalıyor. O zaman Çağan Irmak’ın kadınlara olan bu hıncının nasıl ortaya çıktığını anlamaya çalışmalıyız. Hem kadınlara film çekip onları ağlatmak ve kadınları aşağılamak pek anlamlı gelmiyor.

Filmde ilginç detaylar var. İki evde de yatak odalarının kapıları yok. Erkeğin yatak odasında yatak var sadece, kadının yatak odasında çok sayıda kitap ve dergi yatağın hemen arkasında duruyor. Yatak odalarının kapılarının olmaması yatak odalarında mahremiyetin kalmadığını gösteriyor. Ancak çocuk ana ocağında iken yatak odasında hem kapı var ve hem de masa ve üzerinde birkaç kitap. Ama zorluklarla yaşanan acı ile değersizleşilen yaşamda kapılar olmayacaktır yatak odalarında.

Koku ve tat unsurlarının bu kadar yoğun olarak kullanılması Çağan Irmak’ın zihinlerde yer etme çabasından kaynaklanıyor, biraz da kadınların parfümü yoğun olarak kullanmaları gibi bir şey bu sistematik.

Kadın ise çocuklara kostümler yapıyor. Bu kostümlerde erkeğin hazırladığı yemekler gibi bir kez kullanılıp dolaba kaldırılıyor. Çift tabancalı kovboy olmak isteyen küçük kız ise erkek olmak istediğini anlatmaya çalışıyor.

9.5 hafta filminden de esintiler olan bir filmde cinsellik normal yaşandığında istenen sonuç ortaya çıkmıyor. Filmin etkileyen sahnelerinden biri kızın üstte olduğu durumda ortaya çıkan rol değişimi. Kadın erkek oluyor erkekse kadın. Anneye ilgili gösteren ve onu gezdiren kiz ve annenin kola bardağını devirmesi ile yaşana dramatik sahne var. Devrilen bardağın boşalması ve ortalığın kirlenmesi, annenin bunu önemsemesi ile sesin ani yükselmesi patlamayı ortaya çıkarıyor. Bardak devrilmiş ve ortalık kirlenmiştir. Bir şeyin kirlenmesi değersizlik hissediliyorsa böyle bir tepki österiliyor olabilir. Anne ve oğul arasındaki ilişkinin aslında ne kadar göstermelik olduğunu da gösteren bir durumdur, bu.

Sonrasında kristal küre kırılmış ve gerçek ortaya çıkmıştır. Adam hem ıssız ve hem de değersiz kalmak istemektedir. Geçmişte kaybettiklerine bakıldığında başrol oyuncusu artık kaybetmek istememektedir. Sevebileceğini anladığında artık ayrılma gereği de ortaya çıkmıştır. Kaybetmemek için kazanmamak stratejisi etkindir, duygusal açıdan. Bu yüzden sadece kaybedebileceği kişilerle birlikte olacaktır, kendini değersiz hissettiği için değersiz kişilerle birlikte olmaya çalıştığı gibi.

Güneşin sadece günün belirli saatlerinde camdan içeriye girdiği labirentlerde yaşayanlar için kapana kısılmış fare gibi bir davranış modelini ortaya çıkarmaktadır. Müşterilerini yaptığı güzel yemeklerle tatmin eden adam kendisini bir türlü tatmin edememektedir ve hiç olmayacaktır da.

Kendisine bir Golden Retriever gibi Şef garsonun hayatını özenmekte ve çocuğunu kendi çocuğu gibi benimseyen ve o istediği için sinemeya giden adam Ada’sı ile karşılaşır, bir kaç yıl sonra.. Kendisi aynı ıssızlıkta yaşarken Ada’nın evlendiğini ve çocuğu olduğunu öğrenir. Filmdeki iç konuşmaların yapıldığı sahne olması gerekenden uzun tutulmuş görünmektedir. Düşünülenler ile söylenenler arasında farkı anlatmaya çalışırken Çağan Irmak duyguları kavramaya çalışmamızı sağlamakta görünse de izleyecileri ağlatmak istemektedir ama bu pek yeterli değildir.

Ada İngiltere de yaşamaya başlamıştır. Sevmediği bir kişi ile evlendiği için ve ada’da yaşadığı için yalnızlığı ve ıssızlığı artık adama göre daha fazladır. Ferhat Göçer’in “Yastayım, herkes beni hasta sanıyor” müziği bu riyakarlığa daha uygun düşmektedir. O şarkıda da evlenip çocuk sahibi olduktan sonra eski sevgilisinin hatıraları ile yaşayan bir kişi anlatılmaktadır. Bu şarkının sözlerinin dikkatli olarak incelemenizi öneririm.

Bu filmde ağlayanlara gelince, hayatlarında tavır koyamamış ve sonunda bir şeylere “razı” olan insanların duygularının dışavurumudur sadece, akıtılan gözyaşları. Büyük ikramiye beklerken amortiye razı olmuş insanların acılı hayatlarını ortaya çıkarmaya çalışmaktadır, Çağan Irmak, belki de kendi yaşadıklarının. Adam Issız’dır, adamın Ada’sı da Issız kalmıştır ve adamdan daha zor durumdadir ve çaresizdir ve de kaçmıştır.

Tarçınlı havuçlu kek, dolma, kahvaltılar, kahvaltı tepsisindeki fesleğen koku ve tatla ilgilidir. Ne yediğini bilemeyen ve daha sonrada bunları hastanede çıkaran çocuğun ağız tadı bozulacaktır, blumia benzeri bu durumu yaşarken. Yiyecek ve bunu hazmederek değil kısa yoldan çıkaracaktır. Kısa yollar hayatı kolaylaştırır gibi görünürken kaynakları kullanmayı engellemektedir.

Telefonu açan kız arkadaş Ada’nın hayatını ıssız adam’dan daha fazla etkilemiştir. Olmaması gereken bir ilişkiye başlayan ve ikna edilen kişi, ayrılmak için de kolaylıkla ikna edilebilecektir.

Toplu olarak bakıldığı filmde sekanslarda kopukluklar görülmektedir. Mutfaklardaki masalar ve dekorasyon mutfağın yatak odasından daha önemli hale geldiğini dair sonuçlar sayılabilir.r. Hem büyüklük ve hem de detaylar açısında mutfak daha zengindir. Cihangir’deki marjinal sayılabilecek hayatı anlatan Issız Ada’m filminin iyi gişe yapmış olması, iyi olmasından değil, duygularını ifade edemeyen ve kendilerini çaresiz hisseden kadınların hislerine tercüman olmaktadır ve kendisini kadın gibi hisseden ama bunu açığa çıkaramayan erkeklerin. Bu yüzden iyi gişe yapması normaldir ve Çağan Irmak yeni filmlerinde kadınların duygularını kullanmaya devam edecektir.

Son olarak şu detay söylenebilir. Orhan Pamuk’un Babamın Bavulu isimli Nobel ödülü konuşmasında “Anne” olmadığı gibi, bu filmde de “Baba” yoktur. Orhan Pamuk ben “acı çektim, kitaplarımı okurken sizi acı ile cezalandırıyorum” derken, Çağan Irmak’da aynı şeyi yapmaktadır. Bu detay ve ne kadar acı çektiği doğrudan Çağan Irmak ile ilgilidir ve ne sonuçlar ortaya çıkarabilir, bunu yorumlamak ise size kalmaktadır.

Acı çekmek, acı vermek, değersizleşmek ve kazanmamak, terkettirmek ve Issız Ada’m, Babasız Oğul, Ağlatıcı Çağan Irmak.Orhan Pamuk, Sezen Aksu ve Yastayım Ferhat Göçer.

Şarkılar “analog”, yaşamsa “dijitaldir”, Issız Ada’m'da

Cengiz Eren
22 Ocak 2009 Kozyatağı
http://www.erenlp.com

Not: Hero-kahraman, altıncı his, eyes wide shut, abuzer kadayıf, filmlerini yanına nlp kelimesini yazarak arattığınızfa diğer ilginç yorumlara da ulaşabilirsiniz.

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Federer’in Gözyaşları

Federer'in tenis hayatında sona yaklaşması

Federer'in tenis hayatında Sharapova gibisona yaklaşması

Wimbledon, Olimpiyat, Roland Garros ve Avustralya açık. Nadal teniste savunmanın saldırıdan daha önemli olduğunu gösterdi. Avustralya Açık’ta oynadığı maçlarda hata oranının düşük olması, winner ve ace’lerinin az olmasına rağmen maçlarını kazandı ve şampiyon oldu. Nadal şu anda Federer’in aynı yaştaki başarısından daha fazla başarı elde etmiş durumda.

Bildiğiniz gibi tenis duyguların kolaylıkla kontrol edilemediği bir oyun. En küçük duygusal kırıklık sadece o andaki maçı değil, sonra yapılacak bütün maçları da etkiliyor. Anna Chakvatedze bir yarı final maçında ağlayarak maçı kaybetmiş ve sonrasında kaybolmuştu. Bu maçı iki sene önce US Open’da yapmıştı. Sonrasında üçüncü turdan yukarısına bile geçemedi Grand- Slamlerde.

Federer’de bu maç sonunda gözyaşlarını tutamadı, küçücük bir çocuk gibi. Ama bu ilk ağlayışı değildi. İki yıl önce Avustralya açık’ta Rod Laver’den kupasını alırken de gözyaşı dökmüştü ve aslında bugün yaşadığı sorunların başlangıç noktası idi. Pete Sampras sadece bir maçta ağlamıştı ama bu maç veya sonucu ile ilgili değildi. Çalıştırıcısı Tim Gullikson’un kanser olduğunu öğrenmiş ve onun için ağlıyordu.

Federer döktüğü ilk gözyaşında kupayı çok önemsemişti. Daha sonra Roland Garros ve Wimbledon’u kaybetti. Yaz aylarında Sampras’la Asya’da oynadığı özel gösteri maçlarında Sampras’a bir kez yenilmişti. Bu ikinci önemli kayıt oldu kendisi için. Hem tour’da ve hem de veteran bir tenisciye yeniliyordu. Yenilmesini öğrenmişti. Sonrasında US Open oynandı ve US open’da Nadal’ı yenen Andy Murray’ı kolaylıkla yendi. BU ise zihinsel kayıtlarını düzeltir gibi olduysa da Avustralya açıkta döktüğü gözyaşları ve Nadal’ın onu teselli etmeye çalışması artık kendisinin tenis hayatının sonuna yaklaştığını gösteriyordu.

Zira Nadal kendisinden bir gün sonra Verdasco ile rekor uzunlukta bir maç yapmış ve beş saatten fazla kortta kalmıştı. Kendisi ise Del Potro’yu iki halka atarak yenmişti. Ben Nadal Federer maçında Federe’in bu anlamda şanslı olduğunu düşnüyordum. Ancak Nadal büyük bir enerji ile her puana her oyuna ve her sete asılıyordu.

Maçın dönüm noktası Nadal 2-1 önde iken Federer kendis servisinde en güvendiği forehandi ile iki hata yaptı ve daha sonra bunu düzeltmeye çalıştıysa da yine bir hata yaparak oyunu Nadal’a verdi. Servisi kırıldıktan sonra bir tepeden aşağı düşer gibi kaymaya başlayan Federer hiç direnmeden bu seti dolayısı ile maçı verdi.

Teniste duygular ve bu duyguların kaydedilmesi ve kaydedilmemesi çok önemli. Federer ilk defa duygularını birnlerce kişinin önünde göstererek farkında olmadan çok derinlere kaydetti ve sonrasında da bu duyguların kendisini etkilemesi ile tenis kariyerini tehlikeye attı.

Biraz daha genel olarak bakılırsa tenis kuralları sert bir oyun. Eleme düzeni de oldukça sert sonuçları ortaya çıkarıyor. 128 kişinin katıldığı bir turnuvada bir eksiği ile 127 maç yapılıyor ve 1 kişi mağlubiyet görmüyor ve geri kalan 127 kişi mağlup oluyor. Bu teniste kabetmenin önemsenmemesinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Federer finalde olmasına rağmen kaybetmeyi ağlayarak olması gerekenden çok fazla önemsemiştir. Bu onun tenis geleceğini ve kariyerini etkileyecek ve hatta tenisi kısa zamanda bırakmasını sağlayabilecektir.

Nadal ise genç yaşına rağmen saldırının değil savunmanın önemli olduğunu her içerikte bize göstermektedir. Kendisini tebrik ediyoruz. Yeni tenis profesyonel oyuncuları için yeni bir model üretmeyi başararak tarihe geçmiştir.

Umarız yakın zamanda Türk tenisinde de bu modelde oyuncuları görürüz.

Cengiz Eren
http://www.erenlp.com
Kozyatağı 2 Şubat 2009

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;