Barış Ertül Yazısı Radyospor

MİLLİ TAKIM FATİH TERİM VE GALATASARAY
25 Kasım 2005 Cuma | 19:04

ana sayfa
Türkiye-İsviçre Milli Maçında delege olarak görev yapan Polonya’lı Michal Listkiewicz şöyle diyor:
”Gece saat 02.00’a kadar stattan ayrılmadım ve herkesle görüşerek bilgiler aldım. Gözlemlerimi de raporumda belirttim.
Maç içinde bir şey olmadı. Ancak maçtan sonra tahmin edilemeyecek şeyler oldu. Özellikle saha içinde Mehmet Özdilek, Emre Belözoğlu, Alpay Özalan ve Fatih Terim’in yaptıkları sporcu kimliğiyle bağdaşmayacak davranışlardı.”

Soyunma odalarına giden koridorda olanları ise şöyle anlatıyor: “Koridorda polisler bir taraftan dayak yiyen İsviçre’li futbolcuları korumaya çalışırken, bir taraftan da kameraların görüntü almasını engelliyorlardı. Bu nedenle gerekli görüntüleri elde edemedik. Ama dövüşler, yumruklar, itip kakmalar, tekmeler orada olanlar için yeterli. Daha sonra hakem odasına gittim. Gördüğüm manzara daha da yürekler acısıydı. Hakem odasının kapısı kırılmıştı ve hakemler de odada yoklardı. Hakemlerle, gözlemcilerle, FIFA Temsilcileriyle yaptığım görüşmede hakem odasının kapısının Volkan Demirel ve Fatih Terim tarafından tekmelenerek kırıldığını öğrendim.”

Beyler, Eğer bu Polonya’lı delege yalan söylemiyorsa, Fatih Terim derhal istifa etmelidir. Benim sayın Terim’in teknik direktörlük bilgi ve becerisine lafım yok. Ama futbolcularına sahip olamayan, sahip olmayı bir tarafa bırakın hakem odasının kapısını bizzatihi kendisi kıran bir teknik adama milli takım emanet edilmemelidir.

Psikolog Acar Baltaş istifa etmelidir. Eseri, çalışmalarının sonucu meydandadır. Sayın Fatih Terim’e ve Acar Baltaş’a görev veren Federasyon ise zaten çoktan istifa etmiş olmalıdır.

Bu ülke; Türk Futbolunu yönetemeyen, eski Federasyon 2008 Avrupa Şampiyonası Finalleri evsahipliğini bir oyla kaçırmışken 2012’de ilk üçe dahi kalamayan, sportif olarak ülke futbolunu alaşağı eden, halkı provoke eden ve bunu bir icraat gibi satan “sorumlu”lara görev veren, kulüplere bedava ve toplu bileti yasakladıktan sonra sıkışınca aynı işi (üstelik biletlerin çoğunu 30 ila 250 milyon lira arası değişen fiyatlarla sattıktan sonra) kendi yapan bugünkü Federasyondan çok daha iyilerini hakediyor.

Benim üzüldüğüm başka bir nokta daha var: Federasyonu ve Terim Heyetini ülke futbolunu getirdikleri bu noktadan dolayı eleştirirken, bazı dinleyiciler Galatasaray’lı olduğu için Terim’i eleştirdiğimizi söylüyorlar. Halbuki, biz Fenerbahçe’li Davut Dişli’yi de en az Fatih Terim’i eleştirdiğimiz kadar eleştiriyoruz.

Bugün Fatih Terim; jestleriyle, mimikleriyle, tavırlarıyla, konuşmalarıyla, aşırı agresif yapısıyla, terbiye sınırlarını (herkese karşı) aşan üslubuyla, Fatih Terim’i Fatih Terim yapan Galatasaray’a da zarar veriyor.

Galatasaray’lı dostlarımız, anlaşılabilir bir refleksle sayın Fatih Terim’i savunmaya gayret ediyorlar. Ama kendileri de biliyorlar ki, eğer söz konusu komposizyon içinde bulunan Terim değil de başka biri olsaydı onlar da savunmayacaklardı.

Sayın Terim’in bugünkü görünümünde Galatasaray’ın hiçbir günahı yoktur. Fatih Terim’i kendi hırsı ve egosu yiyip bitiriyor…

powered by performancing firefox

cengiz eren kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Yankı Yazgan’ı Denetleyen James Leckman

Yankı
Yazgan’ın yazısı içinde aşağıdaki cümleler vardı. Akşam Gazetesinin 10
Temmuz 2006 tarihli Tatlı Serseri İstanbul başlıklı yazısında.

 

“Bu
hafta İstanbul’u bir kez daha, hem bir ev sahibi, hem de bir misafir
gibi gezdim. İşte, o gezide, yol arkadaşım Yale’den hocam James
Leckman’ın denetiminde hazırladığım, İstanbul’un huy ve mizaç tahlili:”

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=46092,10,148&tarih=10.07.2006

 

Profesör
Dr. Yankı Yazgan çalışmaları ile tanınıyor. Bu çalışmalar içinde
“Kirlenmek Güzeldir” reklam kampanyası yapan bir deterjan firmasına,
kampanyanın doğru olduğunu kamuoyuna aktarmak görevi de. Türkçe
açısından da bakıldığında yanlış olan “Kirlenmek güzeldir” cümlesi
toplumdaki bütün kirlenmeleri biraz daha arttıracak güçte. Bu
kampanyanın reklamlarında oynayan Anne sözü dinleyen Mehmet Okur’da
Basketbol milli takım kampına katılmayarak “Kirlenmek Güzeldir”i 
kirlenerek onaylamış oldu.

 

Ancak bu yazının konusu bu değil. Yukarıdaki kalın harflerle yazılı paragraf çok şeyi de anlatıyor gibi.  İstanbul’u
hem misafir ve hem de ev sahibi olarak gezen ve bunu da yazısına
kişinin Yankı Yazgan olması ilginç. Yoğun çalışmalarının kendisini ev
ve iş arasına hapsettiğini ve İstanbul’a yabancılaştığını
anlayabiliriz, bu cümleden kolayca. Aziz Nesin’in böyle bir hikayesi
vardır. İstanbul’da yaşayan bir kişi kendisini ziyarete gelen kişileri
gezdirirken İstanbul’u öğrenir.

 

Yankı
Yazgan biraz daha ileri giderek İstanbul’un huy ve mizaç tahlilini de
yapmış yazısının devamında. Ancak İstanbul’u bir canlı gibi düşünüp
tahlillerini sıralamış. Bu anlatım hipnotik bir anlatım ve dil
açısından yanlış olsa da yapılabilir. Aslında anlattığı İstanbul değil
İstanbul’u nasıl algıladığının anlatılması gibi görünse de kendisini
veya okuyanları anlatmaktadır. Böylece yazıyı okuyan her kişi
kendisinin hangi kategoriye girdiğini düşünecek ve yerleştirecektir.

 

“O
gün domates çok üzgündü. Gözlerinden yaşlar dökülüyordu. Sonra birden
bir ses duydu.  Bu sesi duyduğunda rahatladı. Domatesin yüzünde güller açıyordu. Biraz daha kızarmıştı ve
gülmeye başladı.”

 

Yukarıdaki
cümleler olmayan bir şeyin olmuş gibi anlatılmasını ifade ediyor. Doğal
olarak bu yazıyı okuyan kişiler farkında olmadan boşluğu dolduracaklar
ve domatesin yerine kendilerini koyacaklardır.

 

Ancak
bu da yazımızın konusu değil. Konumuz “Yale’den hocam James Leckman’ın
denetiminde” cümlesi. Bu cümle gerçekten ilginç ve bu yazıyı hazırlayan
kişinin durumunu farkında olmadan ifade ediyor. Profesörlük ünvanı
almış bir kişinin hala hocasının denetiminde olması durumun vahametini
gösteriyor. “Yale’den hocam James Leckman ile birlikte”, “Yale’den
hocam James Leckman’ın düşüncelerini de katarak” ve benzeri cümleler
kullanılabilecekken “denetiminde” kelimesinin kullanılmasının
yanlışlıkla olduğunu düşünmüyorum. Gerçekten de hocasının denetiminde
olan bir kişini hocasını aşabilmesi mümkün olmayacaktır. Zihinsel
olarak denetim var ise sınır da var demektir. Yankı Yazgan ancak
hocasının ulaştığı seviyeye ulaşabilir ama onu aşamaz. Aşağısında
kalması ise çok daha normal sayılabilir.

powered by performancing firefox

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Yankı Yazgan’ın 17.07.2006 Aksam Gazetesindeki yazısı

Yankı Yazgan’ın bu haftaki yazısı da oldukça ilginç.

Geçen yazıda olduğu gibi bu yazıda da bir kac cümle ilgimi çekti. Yazıların içine konan hipnotik

sayılabilecek derin yapı mesajı dikkatinize sunulur.

 

“Beynin
bir yöneticisi var. Yönetici, bu tür kararlarda bize yol gösteriyor.
Psikoloji biliminin yapmaya çalıştığı şey bu yöneticiyi eğitmek, iyi
çalışmasını sağlamak. Onu eğitip kılavuzluk yaptığımızda, becerilerini
artırdığımızda, duygu ve düşünce dengesini en iyi şekilde
sağlayabilirsiniz.”

 

Birinci cümle
bir varsayımı ortaya koyuyor. Ama bu varsayım net olarak ifade edildiği
için varsayım gibi görünmüyor. Bu varsayımın devamı da varsayım doğru
sayıldığı için devam etmekte. Psikoloji biliminin ne işe yaradığı
konusundaki bilgi ise varsayılan yöneticinin eğitilmesi ve iyi
çalışmasını sağlamak gibi sonuca varılıyor.

 

Bu sonuçtan sonraki cümleler ise dikkat edilmesi gereken noktaları gösteriyor.

 

Onu eğitip kılavuzluk yaptığımızda, becerilerini artırdığımızda, duygu ve düşünce dengesini en iyi şekilde sağlayabilirsiniz.”

 

Biz formu
olarak aktarılan iki bilgi, “yaptığımızda” ve “arttırdığımızda”
kelimeleri bunun yapılabilecek olduğunu gösteriyor. Ancak cümlenin
sonunda kullanılan “sağlayabilirsiniz” kelimesi ise biz formunda siz
formuna geçildiğini gösteriyor.

 

Böylece bunu yapamayan kişilerin yapabilmek için Psikologlara ve Yankı Yazgan’a müşteri olması gereği ortaya çıkacaktır.

Anlatılmak
istenen ” Ben sizın beyin yöneticinizi eğitirim, becerilerini
arttırabilirim, siz de duygu düşünce dengenizi en iyi şekilde
sağlayabilirsiniz”. “Bu yüzden benim müşterim olun.”

 

Bilgi içermesi
gereken bir köşe yazısında gizli olarak böyle bir çağrının (telkin) 
yapılması etik kurallarla ne ölçüde bağdaşır, pek bilinmez. Ama bunun
açık olarak yazılması gerekirken bu şekilde verilmesi James Leckman
denetimindeki Yankı Yazgan’ın daha fazla insanı denetlemek istediğine
dair bir veri olsa gerektir.

powered by performancing firefox

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Yılmaz Erdoğan

Yılmaz Erdoğan

Yılmaz
Erdoğan’ın Atv’de 27 Kasım 2006 tarihinde yayınlanacak Bir Demet
Tiyatro dizisini ATV yönetimi beğenmeyince aşağıdaki kızarak aşağıdaki
cümleleri sarfeder.

“Ne demek komik olmamış, ben Yılmaz Erdoğan’ım boş kaset göndersem bile yayınlayacaklar” diyerek kanala tepkisini gösterdi.

“Ben
Yılmaz Erdoğan’ım” cümleleri çok hem de çok önemli. Bu cümleler Yılmaz
Erdoğan’ın yaratıcılığının sona erdiği anlamına geliyor sayılabilir. 
Zira “odunu aday yapsam , seçtiririm” diyen bir Başbakan’dan sonra “Ben
Yılmaz Erdoğan’ım cümlesi bu kişinin egosunun giderek şiştiğini
gösteriyor.

Bu ise kendi yaratıcılığını kullanamaz hale
gelmesi ve bundan sonra yapacağı işlerde çok da zorlanacağını
gösteriyor. Yakın zamanda sanat dışında yazdıkları ve yaptıkları ile
gündeme gelen bu kişinin yakın zamanda daha çok sinirleneceği ve Bir
Demet Tiyatro’nun yakın bir zamanda ekranlardan kalkacağı söylenebilir.
,
Kişilik
seviyesinden “Ben” şeklindeki aktarınlar ile, “Sen Benim Kim olduğumu
biliyor musun?” ya da “Sen Kimsin” tarzındaki söylemler bunları
söyleyen kişilerin zor duruma düşmelerini de sağlıyor ve sağlayacaktır
da. Yapılan diziyi izlediğimde eski diziden çok farklı olduğunu görmek mümkün. İzlenme oranı da yukarıda söylenenlerin ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. Yılmaz Erdoğan artık yaratıcılığını kullanamamaktadır, sonucu çıkarılabilir, ya da kaynaklarının eksik olduğu söylenebilir.

powered by performancing firefox

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;