Mustafa Kemal Modeli Semineri Videoları


Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

NLP Video: Sizi Ne Değiştirdi?

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Annesini Öldüren Bilkent’li Başak’ın yaşadıkları

Annesinin canına kıyan Bilkent'i başak'ın yaşadıkları

Annesinin canına kıyan Bilkent'i başak'ın yaşadıkları

Yılın son haberlerinden biriydi. “Bilkent’li Başak’a Müebbet” haberi çok üzücüydü. Annesi olan profesörü öldürmüş ama “ben bunu nasıl yaptım” diye de sorguluyordu.

Gerçekten böyle birşey olabilir mi? Farkında olarak bir kişi bir başkasını öldürebilir mi? Farkında olmadan nasıl gerçekleşebilir. Ancak bunu açıklamadan önce müebbet hapis cezasına çarptırılan Başak’ın şu sözleri çok dikkate değer.

“Cezaevinde, geçmişini gözden geçirme imkanı bulduğunu kaydeden Aydıntuğ, annesiyle arasında ne geçerse geçsin, onu sevdiğini ifade etti. ”Annesini kendisi kadar özleyecek bir insan daha olamayacağını bildiğini” dile getiren Aydıntuğ, ”Böyle bir olayı nasıl yapabildiğimi bilmiyorum. Ömür boyu pişman olacağım” dedi.

Olaydan kendisinin sorumlu olduğunu söyleyen Aydıntuğ, ”Temeli sağlam bir ev olmak istiyordum. Beni gökdelen olmaya zorladılar. Görünürde üç evin tek kızıydım ama bir tane bile ‘Yuvam’ diyebileceğim evim olamadı. Böylece iki arada bir derede kıvrandım durdum. Şimdi, bütün hayatım boyunca vicdanlı davranmış olmanın cezasını çekiyorum. Çok pişmanım” diye konuştu.”

Söylenen cümleler dikkatli olarak incelenirse çok önemli sonuçlar ortaya çıkabilir. “Bu olayı nasıl yapabildiğimi bilemiyorum” cümlesinden sonra “temeli sağlam bir ev olmak istiyordum, beni gökdelen olmaya zorladılar” cümlesi başarılı olmak için zorlanan çocukların hayatlarının nasıl değişebileceğini de gösteriyor. Anne dekan olduktan sonra zamanının büyük bir kısmını işine harcarken, kızı da annesi gibi olmamaya çalışıyordu belki de. Ama annesinin onaylaması da çok önemli sayılabilirdi. Annesi gibi olmamak ve annesinin onaylamadığı gibi olmamak arasında sıkışan Başak, yaşadığı baskıyı antidepresanlarla çözmeye çalışıken sıkışmayı biraz daha arttırdığınında farkında değildi.

Gökdelen olmak çok başarılı olmayı, anneyi geçmeye çalışmayı ifade edebilir. Ama onun gibi olmak istemeyen biri nasıl onun gibi olabilir ki? Bir tane bile yuvam diyebileceğim evim olamadı derken ise hasret kaldığı sevgiyi, sevgiyle dokunuşu ifade ediyordu. istediği sevgiyi alamadığını da bu cümlelerden kolaylıkla anlayabiliriz. “Yuvam” kelimesi küçük, sıcak, sevgi dolu bir evi hatta bir kulübeyi ifade ediyor olabilir.

En önemli cümle ise şu kelimelerden oluşuyor. Şimdi bütün hayatım boyunca vicdanlı davranmış olmanın cezasını çekiyorum. Annesini, ailesini ve arkadaşlarını üzmemeye çalışırken kendisini üzdüğünün farkına geç varmış sayılabilir. Belki hala farkına varmadığı onlara hayır diyememiş olduğu olsa gerektir. Hayır diyerek kendi yoluna devam edebilseydi, belki de bütün bunlar olmazdı. Ancak şimdi “kader” demekten başka bir seçenek kalmamış durumda zamanın geri döndürelememesi nedeniyle. Ancak aynı koşullar devam etse, bütün bunların olacağını bilse ve hayır diyemese yine de aynı sonuçlarla karşı karşıya kalması şaşırtıcı olmazdı.

Daha da dikkatli olarak bakıldığında öçldürme fiili gerçekleşirken kendinde değildi. Bu durumun gerçekleşmesi geçmişte söyleyemediklerinin, yaşadığı kötü tecrübelerinin, hissettiği olumsuz duygularının zihinsel kapaklarının hepsinin açılması ve ilacın da etkisi ile yaşadığı “trans” hali, bu olayın gerçekleşmesini sağlıyor. Eğer yaşadığı kötü tecrübelerin etkisinde ve hissettiği sıkışmadan kurtulabilse, bunların hiçbiri yaşanmayabilirdi. Aslında o anda öldürdüğü annesi değil kendisi idi denebilirse ozaman ortaya farklı bir sonuç ortaya çıkar. Kendisine davrandığı gibi annesine farkında olmadan davranan kişi, kendisini değiştiremediği için bir başka yol seçmişti farkında olmadan.

Kendisini zorlayan başarıya programlayan ve “kişiyi “otomatik portakal” haline getiren çevre için bu sonuçları yaşamak tabii ki çok acı. Geride kalanlar için önemli değişim süreçleri gerekiyor, hem de hemen ve başak için de tabii. Başak mahkeme kararı ile de sabit. Suçlu. Peki suçlu olan sadece o muydu?

Başak farkında olmadan Kişisel Kurtuluş Savaşını başlatmış ve sonuç çok da acı olmuş ve müebbet hapis ile sonuçlanmıştı. Bu isimle kitap yazanlar, hamasi bilgileri aktaranlar ortaya “Kişisel Kurtuluş Savaşınızı başlatın” diyenler, bu kanlı sonucu gördüklerinde gece rahat uyuyabilecekler midir? Bence benim kitabım çok sattı, paraları kazandım diye rahat rahat uyuyacaklarına eminim, ama ne rüya görürler onu bilemem.

Buradan çıkarılması gereken ders, çocukların anne veya babanın istediği olmaları değil, kendi istedikleri gibi, kendileri gibi olmaları en önemlisi. Bunun içinde hayır diyebilmek en başta geliyor. Ancak hayır diyebilmek için tek şart var karar verebilmek. Karar veremeyen, olmamaklar arasında sıkışan kişiler, algı seviyeleri yüksek ise, bağlantıları hizli kuracak zeka düzeyine dahiplerse zarar görmeleri kolaylaşıyor.

Lütfen çocuklarınıza kendilerini korumaları gerektğini öğretin, hatta kendinizden bile.

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Issız Adam Çağan Irmak’ın kadınları

Ada'm daha adamdan daha da ıssızsa?

Ada'm daha adamdan daha da ıssızsa?

Sonunda Issız Adam filmin gittim. Babam ve Oğlum filmini gözyaşları içinde sinemadan çıkanları gördüğüm için seyretmemiştim. Sadece Çağan Irmak’ı anlamak için Issız Adam filmini seyretmeye karar verdim.

Önce bir chat ekranı ve hareketin başlaması ve Galata Cihangir arasında yaşanan marjinal hayatın görüntüleri ile başlayan film kapılı bir yatak odasına iki erkek bir kadının girmesi ile başlıyor. İçeride bekleyen tanınmamak için gözlük ve şapka takan erkek ve içeriye giden bir kadın ve erkek. İçeride neler yaşandı bilemiyoruz ama sonrasında yaşananlara baktığımızda şiddet dolu seksin izlerini görüyoruz.

Bu ilişkiler hem günlük ve hem de para ödenerek yaşanan ilişkiler. Başrol oyuncusunun yaptığı işe çok uygun bu ilişkliler. Lokanta işleten bir kişinin hazırladığı yemekler de o anda alınan tat var ama ertesi gün yenenler vücuttan dışarı atılmak zorunda. İlişkiler de yemekler gibi günlük ve ücrete tabi. Adam zaten Issız Adam. Issız adam zaten ıssızdır ama filmin adı Ada isimli kızın ıssızlaşması sürecini anlatıyor gibi. Issız Ada’m diyor aslında Çağan Irmak, cinas kullanarak, marmara denizindeki Sivriada ve Menderes’in idamından sonra ıssızlaşan Yassıada gibi.

Bu anlamda film kadınlar için çevrilmiş durumda. Çağan Irmak için sinemanın Sezen Aksu’su diyebiliriz. Sezen Aksu’da kendi çektiği acıları şarkılarına aktararak aynı sonucu yaratıyor. Kadınları çaresizleştiren, tavır koymasını engelleyen ve Sezen Aksu bile acı çekiyorsa benim de acı çekmem çok normal diyerek acıyı normalleştiren kadınlar doğal olarak pasifleşiyorlar. “Lütfen karşıma çıkma görmeyeyim bir yerlerde” kadınların tavır göstermesini engelliyor mu? Engellemiyor mu? Ya da kadınları aşağılamıyor mu? Üzerinde düşünmek gerekiyor.

Film de aynı yapıda kurgulanmış durumda. Bir erkeğin zorlaması ile elde edilen kadın yine erkeğin kararı ile ayrılmak zorunda kalıyor. O zaman Çağan Irmak’ın kadınlara olan bu hıncının nasıl ortaya çıktığını anlamaya çalışmalıyız. Hem kadınlara film çekip onları ağlatmak ve kadınları aşağılamak pek anlamlı gelmiyor.

Filmde ilginç detaylar var. İki evde de yatak odalarının kapıları yok. Erkeğin yatak odasında yatak var sadece, kadının yatak odasında çok sayıda kitap ve dergi yatağın hemen arkasında duruyor. Yatak odalarının kapılarının olmaması yatak odalarında mahremiyetin kalmadığını gösteriyor. Ancak çocuk ana ocağında iken yatak odasında hem kapı var ve hem de masa ve üzerinde birkaç kitap. Ama zorluklarla yaşanan acı ile değersizleşilen yaşamda kapılar olmayacaktır yatak odalarında.

Koku ve tat unsurlarının bu kadar yoğun olarak kullanılması Çağan Irmak’ın zihinlerde yer etme çabasından kaynaklanıyor, biraz da kadınların parfümü yoğun olarak kullanmaları gibi bir şey bu sistematik.

Kadın ise çocuklara kostümler yapıyor. Bu kostümlerde erkeğin hazırladığı yemekler gibi bir kez kullanılıp dolaba kaldırılıyor. Çift tabancalı kovboy olmak isteyen küçük kız ise erkek olmak istediğini anlatmaya çalışıyor.

9.5 hafta filminden de esintiler olan bir filmde cinsellik normal yaşandığında istenen sonuç ortaya çıkmıyor. Filmin etkileyen sahnelerinden biri kızın üstte olduğu durumda ortaya çıkan rol değişimi. Kadın erkek oluyor erkekse kadın. Anneye ilgili gösteren ve onu gezdiren kiz ve annenin kola bardağını devirmesi ile yaşana dramatik sahne var. Devrilen bardağın boşalması ve ortalığın kirlenmesi, annenin bunu önemsemesi ile sesin ani yükselmesi patlamayı ortaya çıkarıyor. Bardak devrilmiş ve ortalık kirlenmiştir. Bir şeyin kirlenmesi değersizlik hissediliyorsa böyle bir tepki österiliyor olabilir. Anne ve oğul arasındaki ilişkinin aslında ne kadar göstermelik olduğunu da gösteren bir durumdur, bu.

Sonrasında kristal küre kırılmış ve gerçek ortaya çıkmıştır. Adam hem ıssız ve hem de değersiz kalmak istemektedir. Geçmişte kaybettiklerine bakıldığında başrol oyuncusu artık kaybetmek istememektedir. Sevebileceğini anladığında artık ayrılma gereği de ortaya çıkmıştır. Kaybetmemek için kazanmamak stratejisi etkindir, duygusal açıdan. Bu yüzden sadece kaybedebileceği kişilerle birlikte olacaktır, kendini değersiz hissettiği için değersiz kişilerle birlikte olmaya çalıştığı gibi.

Güneşin sadece günün belirli saatlerinde camdan içeriye girdiği labirentlerde yaşayanlar için kapana kısılmış fare gibi bir davranış modelini ortaya çıkarmaktadır. Müşterilerini yaptığı güzel yemeklerle tatmin eden adam kendisini bir türlü tatmin edememektedir ve hiç olmayacaktır da.

Kendisine bir Golden Retriever gibi Şef garsonun hayatını özenmekte ve çocuğunu kendi çocuğu gibi benimseyen ve o istediği için sinemeya giden adam Ada’sı ile karşılaşır, bir kaç yıl sonra.. Kendisi aynı ıssızlıkta yaşarken Ada’nın evlendiğini ve çocuğu olduğunu öğrenir. Filmdeki iç konuşmaların yapıldığı sahne olması gerekenden uzun tutulmuş görünmektedir. Düşünülenler ile söylenenler arasında farkı anlatmaya çalışırken Çağan Irmak duyguları kavramaya çalışmamızı sağlamakta görünse de izleyecileri ağlatmak istemektedir ama bu pek yeterli değildir.

Ada İngiltere de yaşamaya başlamıştır. Sevmediği bir kişi ile evlendiği için ve ada’da yaşadığı için yalnızlığı ve ıssızlığı artık adama göre daha fazladır. Ferhat Göçer’in “Yastayım, herkes beni hasta sanıyor” müziği bu riyakarlığa daha uygun düşmektedir. O şarkıda da evlenip çocuk sahibi olduktan sonra eski sevgilisinin hatıraları ile yaşayan bir kişi anlatılmaktadır. Bu şarkının sözlerinin dikkatli olarak incelemenizi öneririm.

Bu filmde ağlayanlara gelince, hayatlarında tavır koyamamış ve sonunda bir şeylere “razı” olan insanların duygularının dışavurumudur sadece, akıtılan gözyaşları. Büyük ikramiye beklerken amortiye razı olmuş insanların acılı hayatlarını ortaya çıkarmaya çalışmaktadır, Çağan Irmak, belki de kendi yaşadıklarının. Adam Issız’dır, adamın Ada’sı da Issız kalmıştır ve adamdan daha zor durumdadir ve çaresizdir ve de kaçmıştır.

Tarçınlı havuçlu kek, dolma, kahvaltılar, kahvaltı tepsisindeki fesleğen koku ve tatla ilgilidir. Ne yediğini bilemeyen ve daha sonrada bunları hastanede çıkaran çocuğun ağız tadı bozulacaktır, blumia benzeri bu durumu yaşarken. Yiyecek ve bunu hazmederek değil kısa yoldan çıkaracaktır. Kısa yollar hayatı kolaylaştırır gibi görünürken kaynakları kullanmayı engellemektedir.

Telefonu açan kız arkadaş Ada’nın hayatını ıssız adam’dan daha fazla etkilemiştir. Olmaması gereken bir ilişkiye başlayan ve ikna edilen kişi, ayrılmak için de kolaylıkla ikna edilebilecektir.

Toplu olarak bakıldığı filmde sekanslarda kopukluklar görülmektedir. Mutfaklardaki masalar ve dekorasyon mutfağın yatak odasından daha önemli hale geldiğini dair sonuçlar sayılabilir.r. Hem büyüklük ve hem de detaylar açısında mutfak daha zengindir. Cihangir’deki marjinal sayılabilecek hayatı anlatan Issız Ada’m filminin iyi gişe yapmış olması, iyi olmasından değil, duygularını ifade edemeyen ve kendilerini çaresiz hisseden kadınların hislerine tercüman olmaktadır ve kendisini kadın gibi hisseden ama bunu açığa çıkaramayan erkeklerin. Bu yüzden iyi gişe yapması normaldir ve Çağan Irmak yeni filmlerinde kadınların duygularını kullanmaya devam edecektir.

Son olarak şu detay söylenebilir. Orhan Pamuk’un Babamın Bavulu isimli Nobel ödülü konuşmasında “Anne” olmadığı gibi, bu filmde de “Baba” yoktur. Orhan Pamuk ben “acı çektim, kitaplarımı okurken sizi acı ile cezalandırıyorum” derken, Çağan Irmak’da aynı şeyi yapmaktadır. Bu detay ve ne kadar acı çektiği doğrudan Çağan Irmak ile ilgilidir ve ne sonuçlar ortaya çıkarabilir, bunu yorumlamak ise size kalmaktadır.

Acı çekmek, acı vermek, değersizleşmek ve kazanmamak, terkettirmek ve Issız Ada’m, Babasız Oğul, Ağlatıcı Çağan Irmak.Orhan Pamuk, Sezen Aksu ve Yastayım Ferhat Göçer.

Şarkılar “analog”, yaşamsa “dijitaldir”, Issız Ada’m'da

Cengiz Eren
22 Ocak 2009 Kozyatağı
http://www.erenlp.com

Not: Hero-kahraman, altıncı his, eyes wide shut, abuzer kadayıf, filmlerini yanına nlp kelimesini yazarak arattığınızfa diğer ilginç yorumlara da ulaşabilirsiniz.

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Federer’in Gözyaşları

Federer'in tenis hayatında sona yaklaşması

Federer'in tenis hayatında Sharapova gibisona yaklaşması

Wimbledon, Olimpiyat, Roland Garros ve Avustralya açık. Nadal teniste savunmanın saldırıdan daha önemli olduğunu gösterdi. Avustralya Açık’ta oynadığı maçlarda hata oranının düşük olması, winner ve ace’lerinin az olmasına rağmen maçlarını kazandı ve şampiyon oldu. Nadal şu anda Federer’in aynı yaştaki başarısından daha fazla başarı elde etmiş durumda.

Bildiğiniz gibi tenis duyguların kolaylıkla kontrol edilemediği bir oyun. En küçük duygusal kırıklık sadece o andaki maçı değil, sonra yapılacak bütün maçları da etkiliyor. Anna Chakvatedze bir yarı final maçında ağlayarak maçı kaybetmiş ve sonrasında kaybolmuştu. Bu maçı iki sene önce US Open’da yapmıştı. Sonrasında üçüncü turdan yukarısına bile geçemedi Grand- Slamlerde.

Federer’de bu maç sonunda gözyaşlarını tutamadı, küçücük bir çocuk gibi. Ama bu ilk ağlayışı değildi. İki yıl önce Avustralya açık’ta Rod Laver’den kupasını alırken de gözyaşı dökmüştü ve aslında bugün yaşadığı sorunların başlangıç noktası idi. Pete Sampras sadece bir maçta ağlamıştı ama bu maç veya sonucu ile ilgili değildi. Çalıştırıcısı Tim Gullikson’un kanser olduğunu öğrenmiş ve onun için ağlıyordu.

Federer döktüğü ilk gözyaşında kupayı çok önemsemişti. Daha sonra Roland Garros ve Wimbledon’u kaybetti. Yaz aylarında Sampras’la Asya’da oynadığı özel gösteri maçlarında Sampras’a bir kez yenilmişti. Bu ikinci önemli kayıt oldu kendisi için. Hem tour’da ve hem de veteran bir tenisciye yeniliyordu. Yenilmesini öğrenmişti. Sonrasında US Open oynandı ve US open’da Nadal’ı yenen Andy Murray’ı kolaylıkla yendi. BU ise zihinsel kayıtlarını düzeltir gibi olduysa da Avustralya açıkta döktüğü gözyaşları ve Nadal’ın onu teselli etmeye çalışması artık kendisinin tenis hayatının sonuna yaklaştığını gösteriyordu.

Zira Nadal kendisinden bir gün sonra Verdasco ile rekor uzunlukta bir maç yapmış ve beş saatten fazla kortta kalmıştı. Kendisi ise Del Potro’yu iki halka atarak yenmişti. Ben Nadal Federer maçında Federe’in bu anlamda şanslı olduğunu düşnüyordum. Ancak Nadal büyük bir enerji ile her puana her oyuna ve her sete asılıyordu.

Maçın dönüm noktası Nadal 2-1 önde iken Federer kendis servisinde en güvendiği forehandi ile iki hata yaptı ve daha sonra bunu düzeltmeye çalıştıysa da yine bir hata yaparak oyunu Nadal’a verdi. Servisi kırıldıktan sonra bir tepeden aşağı düşer gibi kaymaya başlayan Federer hiç direnmeden bu seti dolayısı ile maçı verdi.

Teniste duygular ve bu duyguların kaydedilmesi ve kaydedilmemesi çok önemli. Federer ilk defa duygularını birnlerce kişinin önünde göstererek farkında olmadan çok derinlere kaydetti ve sonrasında da bu duyguların kendisini etkilemesi ile tenis kariyerini tehlikeye attı.

Biraz daha genel olarak bakılırsa tenis kuralları sert bir oyun. Eleme düzeni de oldukça sert sonuçları ortaya çıkarıyor. 128 kişinin katıldığı bir turnuvada bir eksiği ile 127 maç yapılıyor ve 1 kişi mağlubiyet görmüyor ve geri kalan 127 kişi mağlup oluyor. Bu teniste kabetmenin önemsenmemesinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Federer finalde olmasına rağmen kaybetmeyi ağlayarak olması gerekenden çok fazla önemsemiştir. Bu onun tenis geleceğini ve kariyerini etkileyecek ve hatta tenisi kısa zamanda bırakmasını sağlayabilecektir.

Nadal ise genç yaşına rağmen saldırının değil savunmanın önemli olduğunu her içerikte bize göstermektedir. Kendisini tebrik ediyoruz. Yeni tenis profesyonel oyuncuları için yeni bir model üretmeyi başararak tarihe geçmiştir.

Umarız yakın zamanda Türk tenisinde de bu modelde oyuncuları görürüz.

Cengiz Eren
http://www.erenlp.com
Kozyatağı 2 Şubat 2009

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Pisuvar’daki Futbol Sahası

psuvardaki futbolBu kadar da olmaz. Şaşırabilirsiniz ama yol bu kadar da şaşırılmaz.

Bir alış veriş merkezini tuvaletinde Gillette’in David Beckham ve Rıdvan Dilmenli kampanyasina ait reklamlar pisuvarların üst tarafına asılmış. Bunda bir sakınca yok tabii ki, zira futbol erkek oyunu. İşlerini görürken reklama bakabilirler. Ancak bu kadar kalsa bir sorun olmayacaktı. Sıvının sıçramasını önlemek için yeşil bir plastik ve bu plastiğin üzerine bir de kale yerleştirilmesi, yukarıdaki reklamla bağlantılı olsa gerek. Böylece işlerini görenler kaleye gol atmaya çalışarak eğlenecekler diye düşünülmüş olsa gerektir.

Yaratıcılık açısından güzel görünse de kurulan futbol ve cinsellik bağlantısı reklamın amaçlarına ulaşmasını sağlar mı? Bilinmez. Hem Futbol, hem ürün ve hem de reklamda oynayan karakterler kirlenmiştir. Ama kirlenmek güzeldir diye düşünülüyorsa bunu da yapmakta bir mahzur görülmemelidir.

Ortaya çıkacak sonuçlar şunlardır.

Birincisi futbol ve tuvalet bağlantısı kurulduğu için reklam istenen sonucu yaratmayacaktır. Tuvalet hayatımızda sadece kısa zaman ve ihtiyaçlarımızı görmek için kaldığımız bir yerdir. Burada temizlik hissi veren bir reklamın yapılması doğru görünmemektedir.

Türkiye’de İsviçre Milli maçı ile başlayan futboldan soğuma dönemi, tribün terörünün artmasi ile birlikte hızlanmış ve büyük takımların hepsi zorlanmaya başlamışlardır. Buna dünya şampiyonasında Zidane’ın attığı kafa da ilave edilince, futbolun geleceği çok parlak görünmemektedir. Ayrıca futbolcuların teknik kapasiteleri çok arttığından oyunun oynandığı sahanın boyutları da 22 kişiye küçük gelmektedir.

İkinci olarak Futbol sahasını psiuvarın içine yerleştirdiğinizde net olarak ortaya çıkacak sonuç futbolun değerinin biraz daha düşmesidir. Bu görüntü her hatırlandığında kişi kendisini özellikle orada hissettiği kokudan ve kapalı alandan dolayı kendisini kötü hissecektir. Futbolun değerini düşüren bu uygulamaya hem Futbol Federasyonu ve hem de kulüpler hemen karşı çıkmalı ve pisuvardaki futbol sahaları reklam ajansına geri gönderilmelidir.

Güzel başlayan bir kampanyanın bu şekilde sürdürülmesi benim kanıma göre futbolu sevmeyen bir yaratıcı grubun futbol hakkında düşüncelerini kampanyaya aktarmasıdır.

Bir de Rıdvan Dilmen’in elini kalbi üzerine götürerek Tayyip Erdoğan’ın sıklıkla kullandığı 4 peygamber bir Allah anlamını bize aktaran hareketten alınmadır. Bu açıdan bu hareketin yaratıcı bir hareket olduğu söylenemez.

Sonuç uluslararası bir kampanyanın güzel başlayan Türkiye ayağının tuvalette sonlandırılması kampanyaya harcanan bütçenin doğru kullanılmadığını göstermektedir.

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Barış Ertül Yazısı Radyospor

MİLLİ TAKIM FATİH TERİM VE GALATASARAY
25 Kasım 2005 Cuma | 19:04

ana sayfa
Türkiye-İsviçre Milli Maçında delege olarak görev yapan Polonya’lı Michal Listkiewicz şöyle diyor:
”Gece saat 02.00’a kadar stattan ayrılmadım ve herkesle görüşerek bilgiler aldım. Gözlemlerimi de raporumda belirttim.
Maç içinde bir şey olmadı. Ancak maçtan sonra tahmin edilemeyecek şeyler oldu. Özellikle saha içinde Mehmet Özdilek, Emre Belözoğlu, Alpay Özalan ve Fatih Terim’in yaptıkları sporcu kimliğiyle bağdaşmayacak davranışlardı.”

Soyunma odalarına giden koridorda olanları ise şöyle anlatıyor: “Koridorda polisler bir taraftan dayak yiyen İsviçre’li futbolcuları korumaya çalışırken, bir taraftan da kameraların görüntü almasını engelliyorlardı. Bu nedenle gerekli görüntüleri elde edemedik. Ama dövüşler, yumruklar, itip kakmalar, tekmeler orada olanlar için yeterli. Daha sonra hakem odasına gittim. Gördüğüm manzara daha da yürekler acısıydı. Hakem odasının kapısı kırılmıştı ve hakemler de odada yoklardı. Hakemlerle, gözlemcilerle, FIFA Temsilcileriyle yaptığım görüşmede hakem odasının kapısının Volkan Demirel ve Fatih Terim tarafından tekmelenerek kırıldığını öğrendim.”

Beyler, Eğer bu Polonya’lı delege yalan söylemiyorsa, Fatih Terim derhal istifa etmelidir. Benim sayın Terim’in teknik direktörlük bilgi ve becerisine lafım yok. Ama futbolcularına sahip olamayan, sahip olmayı bir tarafa bırakın hakem odasının kapısını bizzatihi kendisi kıran bir teknik adama milli takım emanet edilmemelidir.

Psikolog Acar Baltaş istifa etmelidir. Eseri, çalışmalarının sonucu meydandadır. Sayın Fatih Terim’e ve Acar Baltaş’a görev veren Federasyon ise zaten çoktan istifa etmiş olmalıdır.

Bu ülke; Türk Futbolunu yönetemeyen, eski Federasyon 2008 Avrupa Şampiyonası Finalleri evsahipliğini bir oyla kaçırmışken 2012’de ilk üçe dahi kalamayan, sportif olarak ülke futbolunu alaşağı eden, halkı provoke eden ve bunu bir icraat gibi satan “sorumlu”lara görev veren, kulüplere bedava ve toplu bileti yasakladıktan sonra sıkışınca aynı işi (üstelik biletlerin çoğunu 30 ila 250 milyon lira arası değişen fiyatlarla sattıktan sonra) kendi yapan bugünkü Federasyondan çok daha iyilerini hakediyor.

Benim üzüldüğüm başka bir nokta daha var: Federasyonu ve Terim Heyetini ülke futbolunu getirdikleri bu noktadan dolayı eleştirirken, bazı dinleyiciler Galatasaray’lı olduğu için Terim’i eleştirdiğimizi söylüyorlar. Halbuki, biz Fenerbahçe’li Davut Dişli’yi de en az Fatih Terim’i eleştirdiğimiz kadar eleştiriyoruz.

Bugün Fatih Terim; jestleriyle, mimikleriyle, tavırlarıyla, konuşmalarıyla, aşırı agresif yapısıyla, terbiye sınırlarını (herkese karşı) aşan üslubuyla, Fatih Terim’i Fatih Terim yapan Galatasaray’a da zarar veriyor.

Galatasaray’lı dostlarımız, anlaşılabilir bir refleksle sayın Fatih Terim’i savunmaya gayret ediyorlar. Ama kendileri de biliyorlar ki, eğer söz konusu komposizyon içinde bulunan Terim değil de başka biri olsaydı onlar da savunmayacaklardı.

Sayın Terim’in bugünkü görünümünde Galatasaray’ın hiçbir günahı yoktur. Fatih Terim’i kendi hırsı ve egosu yiyip bitiriyor…

powered by performancing firefox

cengiz eren kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Yankı Yazgan’ı Denetleyen James Leckman

Yankı
Yazgan’ın yazısı içinde aşağıdaki cümleler vardı. Akşam Gazetesinin 10
Temmuz 2006 tarihli Tatlı Serseri İstanbul başlıklı yazısında.

 

“Bu
hafta İstanbul’u bir kez daha, hem bir ev sahibi, hem de bir misafir
gibi gezdim. İşte, o gezide, yol arkadaşım Yale’den hocam James
Leckman’ın denetiminde hazırladığım, İstanbul’un huy ve mizaç tahlili:”

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=46092,10,148&tarih=10.07.2006

 

Profesör
Dr. Yankı Yazgan çalışmaları ile tanınıyor. Bu çalışmalar içinde
“Kirlenmek Güzeldir” reklam kampanyası yapan bir deterjan firmasına,
kampanyanın doğru olduğunu kamuoyuna aktarmak görevi de. Türkçe
açısından da bakıldığında yanlış olan “Kirlenmek güzeldir” cümlesi
toplumdaki bütün kirlenmeleri biraz daha arttıracak güçte. Bu
kampanyanın reklamlarında oynayan Anne sözü dinleyen Mehmet Okur’da
Basketbol milli takım kampına katılmayarak “Kirlenmek Güzeldir”i 
kirlenerek onaylamış oldu.

 

Ancak bu yazının konusu bu değil. Yukarıdaki kalın harflerle yazılı paragraf çok şeyi de anlatıyor gibi.  İstanbul’u
hem misafir ve hem de ev sahibi olarak gezen ve bunu da yazısına
kişinin Yankı Yazgan olması ilginç. Yoğun çalışmalarının kendisini ev
ve iş arasına hapsettiğini ve İstanbul’a yabancılaştığını
anlayabiliriz, bu cümleden kolayca. Aziz Nesin’in böyle bir hikayesi
vardır. İstanbul’da yaşayan bir kişi kendisini ziyarete gelen kişileri
gezdirirken İstanbul’u öğrenir.

 

Yankı
Yazgan biraz daha ileri giderek İstanbul’un huy ve mizaç tahlilini de
yapmış yazısının devamında. Ancak İstanbul’u bir canlı gibi düşünüp
tahlillerini sıralamış. Bu anlatım hipnotik bir anlatım ve dil
açısından yanlış olsa da yapılabilir. Aslında anlattığı İstanbul değil
İstanbul’u nasıl algıladığının anlatılması gibi görünse de kendisini
veya okuyanları anlatmaktadır. Böylece yazıyı okuyan her kişi
kendisinin hangi kategoriye girdiğini düşünecek ve yerleştirecektir.

 

“O
gün domates çok üzgündü. Gözlerinden yaşlar dökülüyordu. Sonra birden
bir ses duydu.  Bu sesi duyduğunda rahatladı. Domatesin yüzünde güller açıyordu. Biraz daha kızarmıştı ve
gülmeye başladı.”

 

Yukarıdaki
cümleler olmayan bir şeyin olmuş gibi anlatılmasını ifade ediyor. Doğal
olarak bu yazıyı okuyan kişiler farkında olmadan boşluğu dolduracaklar
ve domatesin yerine kendilerini koyacaklardır.

 

Ancak
bu da yazımızın konusu değil. Konumuz “Yale’den hocam James Leckman’ın
denetiminde” cümlesi. Bu cümle gerçekten ilginç ve bu yazıyı hazırlayan
kişinin durumunu farkında olmadan ifade ediyor. Profesörlük ünvanı
almış bir kişinin hala hocasının denetiminde olması durumun vahametini
gösteriyor. “Yale’den hocam James Leckman ile birlikte”, “Yale’den
hocam James Leckman’ın düşüncelerini de katarak” ve benzeri cümleler
kullanılabilecekken “denetiminde” kelimesinin kullanılmasının
yanlışlıkla olduğunu düşünmüyorum. Gerçekten de hocasının denetiminde
olan bir kişini hocasını aşabilmesi mümkün olmayacaktır. Zihinsel
olarak denetim var ise sınır da var demektir. Yankı Yazgan ancak
hocasının ulaştığı seviyeye ulaşabilir ama onu aşamaz. Aşağısında
kalması ise çok daha normal sayılabilir.

powered by performancing firefox

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Yankı Yazgan’ın 17.07.2006 Aksam Gazetesindeki yazısı

Yankı Yazgan’ın bu haftaki yazısı da oldukça ilginç.

Geçen yazıda olduğu gibi bu yazıda da bir kac cümle ilgimi çekti. Yazıların içine konan hipnotik

sayılabilecek derin yapı mesajı dikkatinize sunulur.

 

“Beynin
bir yöneticisi var. Yönetici, bu tür kararlarda bize yol gösteriyor.
Psikoloji biliminin yapmaya çalıştığı şey bu yöneticiyi eğitmek, iyi
çalışmasını sağlamak. Onu eğitip kılavuzluk yaptığımızda, becerilerini
artırdığımızda, duygu ve düşünce dengesini en iyi şekilde
sağlayabilirsiniz.”

 

Birinci cümle
bir varsayımı ortaya koyuyor. Ama bu varsayım net olarak ifade edildiği
için varsayım gibi görünmüyor. Bu varsayımın devamı da varsayım doğru
sayıldığı için devam etmekte. Psikoloji biliminin ne işe yaradığı
konusundaki bilgi ise varsayılan yöneticinin eğitilmesi ve iyi
çalışmasını sağlamak gibi sonuca varılıyor.

 

Bu sonuçtan sonraki cümleler ise dikkat edilmesi gereken noktaları gösteriyor.

 

Onu eğitip kılavuzluk yaptığımızda, becerilerini artırdığımızda, duygu ve düşünce dengesini en iyi şekilde sağlayabilirsiniz.”

 

Biz formu
olarak aktarılan iki bilgi, “yaptığımızda” ve “arttırdığımızda”
kelimeleri bunun yapılabilecek olduğunu gösteriyor. Ancak cümlenin
sonunda kullanılan “sağlayabilirsiniz” kelimesi ise biz formunda siz
formuna geçildiğini gösteriyor.

 

Böylece bunu yapamayan kişilerin yapabilmek için Psikologlara ve Yankı Yazgan’a müşteri olması gereği ortaya çıkacaktır.

Anlatılmak
istenen ” Ben sizın beyin yöneticinizi eğitirim, becerilerini
arttırabilirim, siz de duygu düşünce dengenizi en iyi şekilde
sağlayabilirsiniz”. “Bu yüzden benim müşterim olun.”

 

Bilgi içermesi
gereken bir köşe yazısında gizli olarak böyle bir çağrının (telkin) 
yapılması etik kurallarla ne ölçüde bağdaşır, pek bilinmez. Ama bunun
açık olarak yazılması gerekirken bu şekilde verilmesi James Leckman
denetimindeki Yankı Yazgan’ın daha fazla insanı denetlemek istediğine
dair bir veri olsa gerektir.

powered by performancing firefox

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Yılmaz Erdoğan

Yılmaz Erdoğan

Yılmaz
Erdoğan’ın Atv’de 27 Kasım 2006 tarihinde yayınlanacak Bir Demet
Tiyatro dizisini ATV yönetimi beğenmeyince aşağıdaki kızarak aşağıdaki
cümleleri sarfeder.

“Ne demek komik olmamış, ben Yılmaz Erdoğan’ım boş kaset göndersem bile yayınlayacaklar” diyerek kanala tepkisini gösterdi.

“Ben
Yılmaz Erdoğan’ım” cümleleri çok hem de çok önemli. Bu cümleler Yılmaz
Erdoğan’ın yaratıcılığının sona erdiği anlamına geliyor sayılabilir. 
Zira “odunu aday yapsam , seçtiririm” diyen bir Başbakan’dan sonra “Ben
Yılmaz Erdoğan’ım cümlesi bu kişinin egosunun giderek şiştiğini
gösteriyor.

Bu ise kendi yaratıcılığını kullanamaz hale
gelmesi ve bundan sonra yapacağı işlerde çok da zorlanacağını
gösteriyor. Yakın zamanda sanat dışında yazdıkları ve yaptıkları ile
gündeme gelen bu kişinin yakın zamanda daha çok sinirleneceği ve Bir
Demet Tiyatro’nun yakın bir zamanda ekranlardan kalkacağı söylenebilir.
,
Kişilik
seviyesinden “Ben” şeklindeki aktarınlar ile, “Sen Benim Kim olduğumu
biliyor musun?” ya da “Sen Kimsin” tarzındaki söylemler bunları
söyleyen kişilerin zor duruma düşmelerini de sağlıyor ve sağlayacaktır
da. Yapılan diziyi izlediğimde eski diziden çok farklı olduğunu görmek mümkün. İzlenme oranı da yukarıda söylenenlerin ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. Yılmaz Erdoğan artık yaratıcılığını kullanamamaktadır, sonucu çıkarılabilir, ya da kaynaklarının eksik olduğu söylenebilir.

powered by performancing firefox

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;